Eğitim-Bir-Sen 36. Başkanlar Kurulu toplantısı Şanlıurfa’da gerçekleştirildi. Eğitim, eğitim çalışanlarının sorunları, Türkiye’de yaşanan gelişmeler başta olmak üzere, sınırlarımızın dışında vuku bulan hadiselere ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı toplantıda önemli kararlar alındı:

 

-Evrensel kötülüğün terörü savaş aracı olarak kullandığı günümüz dünyasında, evrensel insan aklı ve vicdanının hiçbir siyasi, ideolojik hesap yapmaksızın terörü reddetmesini savunan ülkemizin en büyük sivil toplum kuruluşu olarak, ülkemize yönelik terör saldırılarını şiddetle kınıyoruz. Terör eylemlerinde hayatını kaybeden şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, ailelerine, yakınlarına ve milletimize sabır ve başsağlığı diliyoruz.

-Ekonomik, toplumsal, sosyal ve siyasal alanda gerçekleştirilen atılımlar sonucunda ülkemizin uluslararası arenada eriştiği güç, küresel hegemonya peşinde koşanlarca terör örgütleri eliyle engellenmek istenmektedir. Kan ve kaostan beslenen terör örgütlerinin ve onları kullanan güç odaklarının ülkemize yönelik saldırıları, umutsuz, sonuçsuz bir sıkışma içinde olduklarını açık bir şekilde göstermektedir. Ortaya çıkarmak istedikleri güvensizlik ve umutsuzluk ortamıyla huzur ve istikrarımızı bozmaya çalışanlara karşı durmaya devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.

-Fetullahçı Terör Örgütü’nün 15 Temmuz’daki kanlı darbe teşebbüsü sonrasında Türkiye’ye destek vermekten imtina eden dost/müttefik görünümlü ülkelerin ve çok uluslu yapıların, FETÖ ve PKK başta olmak üzere, terör örgütlerine verdikleri destek, sağladıkları koruma milletimiz tarafından bütün çıplaklığıyla müşahede edilmiştir. Bu ülkeleri ve çok uluslu yapıları, ikiyüzlü tutumları nedeniyle kınıyor; teröre, terör örgütlerine verdikleri açık ve zımni desteğe son vermeye davet ediyoruz.

-Terörizmi, terörün her türünü ve bütün terör örgütlerini lanetliyor; PKK/PYD, FETÖ, DAEŞ, DHKP-C başta olmak üzere, mazlumların hamisi ülkemize dönük kirli hedeflerin taşeronluğunu üstlenen bütün terör örgütlerini, aynı akıl/el tarafından yönetilen caniler ve hainler topluluğu olarak görüyoruz. Bu örgütlerin bertaraf edilmesine, uzantılarının ve unsurlarının siyasal zeminden kamu düzenine, kamu personel sisteminden ekonomik sisteme bütün alanlardan tasfiye edilmesine yönelik faaliyetler, ‘demokratik, hukuk düzeninin ve insan haklarına dayanan toplumsal hayatın korunması’ amacıyla ‘hukuk kurallarına bağlılık ve adaletin tesisi’ ekseninde yürütülmelidir.

-Milletin özgürlüğünün bir daha tehlikeye girmemesi, devletin kurumlarına bir daha cuntanın musallat olmaması için FETÖ’nün tüm hücrelerinin kurumlardan temizlenmesi, millete namlu doğrultan kana susamış hainlerin ayıklanıp atılması için hukuk çerçevesinde hızlı adımların atılması gerekmektedir. Sendika olarak, başından beri böyle düşünüyor, bu çerçevede adım atılmasını istiyor ve destekliyoruz. Bununla birlikte, FETÖ mensuplarının kamudan tasfiyesi kapsamında gerçekleştirilen açığa alma ve ihraç işlemlerinde; ölçütler ve işlemler noktasında kurumlar arasında karar ve uygulama birliğinin sağlanmasını, masum olduğunu ispatlayanların göreve döndürülmesini de FETÖ’yle mücadelede olması gereken sonuca ulaşılması noktasında önemli ve gerekli görüyoruz. FETÖ ile mücadele ediliyormuş algısı oluşturan çıkarcı çevrelerin, FETÖ suçlamasıyla masum insanlara zulmetmesinin ve bunları ayıklaması gereken mercilerin de hata yapmamak adına hiçbir şey yapmayarak masumları kaderine terk etmesinin önüne geçilmelidir.

-15 Temmuz darbe teşebbüsü ve sonrasında oluşan tablo, bu tablonun devamına ve 15 Temmuz’da yaşanan kalkışmanın tekrarına engel olmak amacıyla ilan edilen olağanüstü hâli, anayasal gereklilik ve hukuki zorunluluk kapsamında görmekle birlikte, normalleşme adımlarının da hızla atılması gerektiğine inanıyoruz. Kamu personelinin statüsünü, çalışma şartlarını, hak ve yükümlülüklerini içeren düzenlemeler olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamelerine konu edilmemelidir.

-TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek anayasa değişikliği teklifini gerekli görmekle birlikte, bunun yetersiz olduğunu düşünüyor; darbe ürünü 1982 Anayasası’nda kısmi değişiklikler yerine kamu görevlilerine yönelik siyaset ve grev yasağının kaldırılması gibi, özgürlükler alanını genişletecek kapsamlı bir anayasa değişikliği/yeni anayasa talebimizi yineliyoruz.

-Kamu görevlilerinin milletine ve ülkesine hizmet ettiğini göz ardı ederek iş güvencesini tartışmaya açan bütün yaklaşımları ve çabaları reddediyoruz. Devleti ele geçirme heveslisi illegal yapılanmalara karşı bir bariyer işlevi gördüğü açık olan 657 sayılı Kanun’un ortadan kaldırılmasının düşünülmesini dahi tasvip etmiyoruz. Yetkili ve ilgililer, çalışma huzurunu, iş barışını, görev motivasyonunu, kamu hizmeti bilincini ve hizmet üretimini olumsuz etkileyecek söylemlerden ve adımlardan kaçınmalı; mülakat türü nesnelliği, denetlenebilirliği ve ölçülebilirliği sorunlu uygulamalardan vazgeçmelidir.

-Engelli bireylerin kamu görevlisi olmalarının önündeki engelleri kaldırmak kadar kamu hizmeti sunmalarının önündeki engelleri izale etmek de önemli ve gereklidir. Engelli çalışanların görevlerini ifa etmelerinin önündeki fiziki ve zihni engeller giderilmelidir.

-Öğretmenlerin işlerinden memnuniyetleri ya da memnuniyetsizlikleri eğitimin niteliğini, dolayısıyla ülkenin geleceğini ilgilendirmektedir. Öğretmenlerin umutsuzluğa kapılmalarını önlemek ve onlardan kaliteli hizmet almak için, kendilerine en başta iyi bir eğitim sistemi, iyi çalışma ortamı ve iyi imkânlar sunulmalıdır. Öğretmenlerin yüzde 42’sini çocuğunun öğretmen olmasını istemediği noktaya getiren mevcut durumun ‘mutsuz mecburlar’ üretme potansiyeline sahip olduğunun farkına varılmalı ve kalıcı çözüm üretme gayreti içine girilmelidir.

-Son yıllarda eğitim çalışanlarımız giderek artan şiddet davranışları ile karşı karşıya kalmanın yanı sıra görevlerini yerine getirirken sürekli şikâyet edilme tedirginliği ve şiddete maruz kalma kaygısı yaşamaktadırlar. Geleceğimiz olan çocuklarımızı eğitmekten başka amacı olmayan öğretmenlerimize sahip çıkmaya, öğretmenlere karşı uygulanan şiddeti önlemeye, şiddete başvuranlara karşı gerekli toplumsal tepkiyi vermeye çağırıyoruz.

-Millî Eğitim Bakanlığı’nın alan değişikliği konusunda daha önce vermiş olduğu sözleri tutmaması, alan değişikliği yapmak isteyen ve alan değişikliği yapamadığı için mağdur durumda bulunan, sürekli bekleyiş içerisinde olan çok sayıda öğretmenin huzursuz olmasına ve kariyer planlarının engellenmesine sebep olmuştur. Bakanlık bu konuda bir an önce somut adım atarak alan değişikliği hakkı tanımalıdır.

-Eğitim sistemimizin aksamadan sürdürülebilmesi için vazgeçilmez olan şef, memur ve hizmetliler başta olmak üzere, GİH ve YH sınıflarındaki eğitim personelinin de çalışma şartları iyileştirilerek maddi sorunları çözülmeli; görev yaptıkları yerlerin sosyo-ekonomik dinamikleri çerçevesinde kendilerine ilave haklar tanınmalı; 4/Cli personel ise derhal kadroya geçirilmelidir.

-Millî Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı ders kitapları öğretim programlarıyla uyumlu olmalı; öğretim programlarındaki yeterlilik ve kazanımları kapsamlıdır. Bu suretle öğrencilere yardımcı kitap/kaynak kitap kullanma zorlamasının/dayatmasının dayanağı ortadan kaldırılmalıdır. Okulların eğitimin ticarileşmesinde araç olarak kullanılması önlenmeli; okullarda deneme sınavları türünden ticari odaklı etkinliklere kapı aralanmamalıdır.

-Eğitim-Bir-Sen olarak, kurulduğumuz günden bu yana ithal programlarla, millî ruhtan yoksun müfredatlarla sorunlarımızı çözemeyeceğimiz, medeniyet değerlerinden habersiz nesillerle muasır medeniyetler seviyesine çıkamayacağımız gerçeğini dile getiriyoruz. Müfredat; ayrımcı, dışlayıcı, sabit fikirli yaklaşımı reddeden bir felsefede yeniden yapılandırılarak gerek program geliştirmede gerekse uygulamada ideolojik kaygılardan ziyade pedagojik ilkelere odaklanacak, öğretmene anlamlı ve merkezi bir rol verecek, öğrencilerin bireysel özelliklerini dikkate alacak, tek tipçiliği dayatmayacak şekilde tasarlanmalıdır.

-Anayasa Mahkemesi’nin, dershane düzenlemesini içeren kanunun bazı maddelerini iptali, temel liselerin statüsü, ortaöğretim sistemindeki yeri, bu kurumlardan beklenen fayda ve icra edecekleri fonksiyonu da tartışmalı hale getirmiştir. Aynı karar sonrası dershaneler tekrar faaliyete geçmiş; eşitsizliğe ve adaletsizliğe yol açan sistem hızla yeniden organize olmuştur. Bu kapsamda takviye kurslarının niteliğinin artırılarak ders dışı destek hizmeti sunucuları olarak dönüştürülmeleri, ortaöğretim ve yükseköğretime girişte sunulacak rehberlik servislerini de kapsayacak şekilde içeriğinin çeşitlendirilmesi, okulda verilen eğitimle yakın bağlantı içinde yürütülmesi sağlanarak çözümden ziyade sorun alanı haline dönüşen dershane ve temel liselere olan talebin takviye kursları ekseninde okula yönlendirilmesi hedeflenmelidir.

-Hukuki ve kanuni bir dayanağı olmayan; sağlıklı, güvenilir ve nesnel bir değerlendirme için gerekli ortak bir zeminin öğretmenler ve eğitim hizmeti sunumu özelinde bulunmadığı, amacı ve içeriği belirlenmemiş performans değerlendirmesi sürecine karşı duruşumuzu yineliyoruz. Politika üretenler ve karar alıcılar eğitimin konusunun sayılar değil, insanlar olduğu gerçeğini idrak etmeli; saik bu olmadığı müddetçe sayısal gelişmeyle kalkınma sağlanamayacağından hareketle performans değerlendirmesi türünden çalışma barışını ve iş huzurunu bozacak tasarılardan uzak durmalıdırlar.

-Nitelikli eğitim için yeterlik düzeyi yüksek eğitim yöneticisi ihtiyacı gözetilerek; hak edenin görev almasını, hakkını verenin görevde kalmasını ve yeterliliğini kaybedenlerin görevine son verilmesini öngören; eğitim yöneticisi yetiştirme, görevlendirme/atama, yer değiştirme ve görevden alma hususlarına ilişkin kapsamlı bir model oluşturulmalı ve hayata geçirilmelidir.

-Yükseköğretim sisteminin geçmişten gelen oligarşik yapısına son verecek, üniversiteler ve üniversite çalışanları üzerindeki vesayeti kıracak, etkili üniversite, mutlu çalışanlar ve akademisyenlerden oluşan bir yapı kuracak yeni bir yükseköğretim kanunu gereklidir.

-Üniversitelerin topluma katkıda bulunan ve bilimsel bilgi üreten kurumlar haline dönüşebilmeleri, akademisyenlerin zamanlarını araştırma ve bilgi üretmeye hasretmeleriyle mümkündür. Akademisyenlerin bilimsel bilgi ve toplumsal hizmet üretebilmelerinin ön şartı ise iş güvencelerinin sağlanması, mali haklarının ve çalışma koşullarının iyileştirilmesidir.

-Üniversitelerde ortaya konulan toplumsal hizmetin üretimine akademik personel kadar katkıda bulunan ve akademik çevre kavramının ayrılmaz bir parçası olan idari personele de, akademik personele tanınan bazı temel mali ve sosyal haklar verilmelidir.

-Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun işlevselliğinin ve etkinliğinin artırılması amacıyla kurum çalışanlarının mali hakları başta olmak üzere, özlük hakları iyileştirilmeli; özel ve gece hizmetleri, görevde yükselme sınavlarına engel olan hukuki belirsizlik gibi, kurumsal kökenli çalışma şartlarından kaynaklı hak kayıpları giderilmelidir.

-Üniversite sayısının hızla artması neticesi yükseköğrenim gençliğinin karşı karşıya kaldığı barınma sorunu göz önünde bulundurularak, Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun fiziki altyapısı ve personel sayısı artırılmalı; kurumun doğrudan hizmet sunamadığı durumlarda barınma bursu gibi alternatif hizmetler sunulmalıdır.

-Eğitim-Bir-Sen olarak, Müslüman halklar coğrafyasında medeniyet paydaşı ülkeler ve yakın coğrafyadaki ülkeler öncelikli olmak üzere, tüm dünyadaki emek örgütleriyle bağlarımızı güçlendirmeye devam edeceğiz. Bu amaçla ikili ve çok taraflı iş birliği için attığımız adımları ileriye taşıyarak uluslararası alanda emeğin daha değerli olması için sendikal faaliyetlerimizi yerelden evrensele yayacağız.

-Savaş, açlık, katliam ve zulüm nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan insanları, insanî sorun olarak değil, mali yük olarak gören, küresel ekonomik aklın işgali altındaki dünyaya inat, insan ve Müslüman olmanın gereğini devletçe ve milletçe yerine getirmeye çalışıyoruz. Ülkemize sığınan insanlara kucak açmak ve Ensar kardeşliğini sergilemek, insan olmanın gereğidir. Devletimizin, ülkemize sığınan mazlumlara sahip çıkma erdemini göstermesini takdir ediyor; sendika olarak, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da mazlum ve mağdurlara elimizden gelen yardımı esirgemeyeceğimizi deklare ediyoruz.

-Suriye, Irak, Filistin ve Arakan başta olmak üzere tüm mazlum coğrafyalarda yaşanan katliamlar, soykırımlar ve terör örgütleri eliyle gerçekleştirilen saldırılar sonucunda hayatını kaybedenleri istatistiki veri ya da sayı olarak görenleri kınıyor, yitirdiklerimizin insan olduğunu haykırıyoruz. ‘Beşli çete’nin güdümünde olan Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, adaletsiz dünya sisteminin ürettiği birçok kuruluşun varlık sebebinin sorgulanması gerektiğinden hareketle hakkı ve adaleti tesis etmeyen her yapının tarihin çöplüğüne gitmek durumunda olduğuna inanıyoruz.

-Eğitim-Bir-Sen olarak, ırk, dil, din, sınıf gibi, hiçbir ayrım gözetmeksizin, devredilmez, vazgeçilmez temel insan haklarını, korunması ve yaşatılması zorunlu medeniyet değerleri olarak telakki ediyor, bütün haklarıyla insana saygılı bir medeniyet ikliminde insanlığın tekrar soluklanmasını diliyoruz. Dünyanın birçok yerinde, tahammül ve dayanma sınırlarını aşacak ölçüde ve sistemli olarak sürdürülen mezalimi, zulmün her çeşidini, onları destekleyip cesaretlendirenleri lanetliyoruz. Küresel ve yerel düzlemde barışın ve adaletin tesis edilmesi için herkesi elini taşın altına koymaya çağırıyoruz.

-Ülkemize, milletimize, kardeşliğimize ve birliğimize yapılan saldırıların arkasındaki kirli eller bilmelidirler ki, hiçbir saldırı bizi birbirimize düşüremeyecek, birlik ve beraberliğimizi, kardeşliğimizi bozamayacak, Yenikapı ruhuna halel getiremeyecektir. Asla yılgınlığa düşmeden ve korkuya kapılmadan birlik ve beraberlik içinde daha çok kaynaşarak, birbirimizin hayatına daha çok sahip çıkarak, sözüne daha çok saygı göstererek, düşüncesine saygı duyarak ve kucaklaşarak birliğimizi koruyacak, teröristlere ve sahiplerine fırsat vermeyeceğiz.